9786259340029
818410
https://www.kitapova.com/bursada-dini-iktisadi-sosyal-hayat
Bursa'da Dinî İktisadî Sosyal Hayat
366.00
Dinin derûnî boyutunu kavramadan; iman ve ahlakın huzur dolu denizine açılmadan mahabbet ve meveddetin mevhibelerinin tadına varmadan dini anlamak da, anlatmak da mümkün değildir. Gönül merkezli bir hayatı öngören din, tartışma zemininde, kavga ortamında "ego"ların öne çıktığı meclislerde aktarılamaz, benimsetilemez, sevdirilemez. Bu alanda "laf ebeliği" ve retorik geçerli değildir. Bazen bir tebessüm yıllardır fethedilemeyen bir "kale"yi fethedebilir. Bazen güzel bir söz yıllardır "sağır" olan bir kulağın duyma yolunu açabilir. Bazen tatlı bir nasihat yıllardır "kör" olan bir gözün önündeki perdeleri indirebilir.
Toplumların İslam'la tanışması ve buluşmasında gönül erlerinin bir adım önde olmasının sebebi de budur. Onlar "Gönülden gönüle yol vardır" espirisini dikkate alan davetçilerdir. Söylediklerini Allah için söylemişlerdir. Makam mansıp için laf üretmedikleri gibi, şan şöhret için de şahsiyetlerini ayaklar altına almamışlardır. Onlar "büyük cihadın" kahramanlarıdır.
İnsanoğlunun yeryüzünde gerçekleştirdiği en büyük organizasyonun adı olan medeniyet, şehir anlamına gelen Medine ile kardeştir. O da hüküm vermek, yönetmek gibi anlamlar taşıyan din/deyn kökünden türemiştir. Dolayısıyla din ile şehir arasında, şehir ile medeniyet arasında etimolojik olarak da bir akrabalık vardır.
İslam medeniyeti tarihini Mekke-Medine ile başlatmak mümkündür. Bu medeniyetin mimarları bir taraftan Şam, Bağdat, Buhara, Kaşgar yolu ile Doğu'ya, Kahire, Kayravan Kurtuba yolu ile Batı'ya ulaşmışlardır. Diyarbakır, DağistanŞiraz, Sivas ve Konya gibi şehirlerden sonra hicretin 726. yılında (1326) kafileler Bursa'ya ulaşmışlardır. Bir başka ifade ile yedi yüz yıldır bu şehirde Ezan-ı Muhammedî okunuyor.
Aslında hayat bir bütündür. Konuyu anlatırken bazan iktisadî, siyasî, askerî, ictimaî, ahlakî…diye bölümlere ayrılıyorsa da bunların birbirinden tamamen kopuk olması mümkün değildir. Mesela Osmanlılarda iktisadî hayatın merkezinde olan kurumun adı vakıflardır. Vakıfları dinden veya dinî ilkelerden ne kadar ayrı tutabilirsiniz? Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Yeniçeri ordusunun tarihini Bektaşilik tarikatından ayrı olarak yazmak mümkün değildir. Bu iki kurum etle tırnak gibidir.
Evet, şehri fethetmeye teşebbüs eden Osman Gazi'nin ömrü buna yetmeyince fetih, oğlu Orhan Gazi'ye müyesser olmuştur. Bilindiği gibi devlet geleneğimizde fetihle birlikte üç iş hemen yapılır: Cuma namazı için bir kilise camiye çevrilir, kadı/üst yönetici tayin edilir, pazar kurulur.
İslam medeniyetini oluşturan şehirlerin temel özelliğinin dinî atmosferle içiçe olduğunu söylemek zor değildir. Cami kadar çarşı pazar, medrese kadar ziraat ticaret, tekke kadar gaza ruhu İslâmî atmosfer altında oluşmuş ve gelişmiştir.
Toplumların İslam'la tanışması ve buluşmasında gönül erlerinin bir adım önde olmasının sebebi de budur. Onlar "Gönülden gönüle yol vardır" espirisini dikkate alan davetçilerdir. Söylediklerini Allah için söylemişlerdir. Makam mansıp için laf üretmedikleri gibi, şan şöhret için de şahsiyetlerini ayaklar altına almamışlardır. Onlar "büyük cihadın" kahramanlarıdır.
İnsanoğlunun yeryüzünde gerçekleştirdiği en büyük organizasyonun adı olan medeniyet, şehir anlamına gelen Medine ile kardeştir. O da hüküm vermek, yönetmek gibi anlamlar taşıyan din/deyn kökünden türemiştir. Dolayısıyla din ile şehir arasında, şehir ile medeniyet arasında etimolojik olarak da bir akrabalık vardır.
İslam medeniyeti tarihini Mekke-Medine ile başlatmak mümkündür. Bu medeniyetin mimarları bir taraftan Şam, Bağdat, Buhara, Kaşgar yolu ile Doğu'ya, Kahire, Kayravan Kurtuba yolu ile Batı'ya ulaşmışlardır. Diyarbakır, DağistanŞiraz, Sivas ve Konya gibi şehirlerden sonra hicretin 726. yılında (1326) kafileler Bursa'ya ulaşmışlardır. Bir başka ifade ile yedi yüz yıldır bu şehirde Ezan-ı Muhammedî okunuyor.
Aslında hayat bir bütündür. Konuyu anlatırken bazan iktisadî, siyasî, askerî, ictimaî, ahlakî…diye bölümlere ayrılıyorsa da bunların birbirinden tamamen kopuk olması mümkün değildir. Mesela Osmanlılarda iktisadî hayatın merkezinde olan kurumun adı vakıflardır. Vakıfları dinden veya dinî ilkelerden ne kadar ayrı tutabilirsiniz? Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Yeniçeri ordusunun tarihini Bektaşilik tarikatından ayrı olarak yazmak mümkün değildir. Bu iki kurum etle tırnak gibidir.
Evet, şehri fethetmeye teşebbüs eden Osman Gazi'nin ömrü buna yetmeyince fetih, oğlu Orhan Gazi'ye müyesser olmuştur. Bilindiği gibi devlet geleneğimizde fetihle birlikte üç iş hemen yapılır: Cuma namazı için bir kilise camiye çevrilir, kadı/üst yönetici tayin edilir, pazar kurulur.
İslam medeniyetini oluşturan şehirlerin temel özelliğinin dinî atmosferle içiçe olduğunu söylemek zor değildir. Cami kadar çarşı pazar, medrese kadar ziraat ticaret, tekke kadar gaza ruhu İslâmî atmosfer altında oluşmuş ve gelişmiştir.
Dinin derûnî boyutunu kavramadan; iman ve ahlakın huzur dolu denizine açılmadan mahabbet ve meveddetin mevhibelerinin tadına varmadan dini anlamak da, anlatmak da mümkün değildir. Gönül merkezli bir hayatı öngören din, tartışma zemininde, kavga ortamında "ego"ların öne çıktığı meclislerde aktarılamaz, benimsetilemez, sevdirilemez. Bu alanda "laf ebeliği" ve retorik geçerli değildir. Bazen bir tebessüm yıllardır fethedilemeyen bir "kale"yi fethedebilir. Bazen güzel bir söz yıllardır "sağır" olan bir kulağın duyma yolunu açabilir. Bazen tatlı bir nasihat yıllardır "kör" olan bir gözün önündeki perdeleri indirebilir.
Toplumların İslam'la tanışması ve buluşmasında gönül erlerinin bir adım önde olmasının sebebi de budur. Onlar "Gönülden gönüle yol vardır" espirisini dikkate alan davetçilerdir. Söylediklerini Allah için söylemişlerdir. Makam mansıp için laf üretmedikleri gibi, şan şöhret için de şahsiyetlerini ayaklar altına almamışlardır. Onlar "büyük cihadın" kahramanlarıdır.
İnsanoğlunun yeryüzünde gerçekleştirdiği en büyük organizasyonun adı olan medeniyet, şehir anlamına gelen Medine ile kardeştir. O da hüküm vermek, yönetmek gibi anlamlar taşıyan din/deyn kökünden türemiştir. Dolayısıyla din ile şehir arasında, şehir ile medeniyet arasında etimolojik olarak da bir akrabalık vardır.
İslam medeniyeti tarihini Mekke-Medine ile başlatmak mümkündür. Bu medeniyetin mimarları bir taraftan Şam, Bağdat, Buhara, Kaşgar yolu ile Doğu'ya, Kahire, Kayravan Kurtuba yolu ile Batı'ya ulaşmışlardır. Diyarbakır, DağistanŞiraz, Sivas ve Konya gibi şehirlerden sonra hicretin 726. yılında (1326) kafileler Bursa'ya ulaşmışlardır. Bir başka ifade ile yedi yüz yıldır bu şehirde Ezan-ı Muhammedî okunuyor.
Aslında hayat bir bütündür. Konuyu anlatırken bazan iktisadî, siyasî, askerî, ictimaî, ahlakî…diye bölümlere ayrılıyorsa da bunların birbirinden tamamen kopuk olması mümkün değildir. Mesela Osmanlılarda iktisadî hayatın merkezinde olan kurumun adı vakıflardır. Vakıfları dinden veya dinî ilkelerden ne kadar ayrı tutabilirsiniz? Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Yeniçeri ordusunun tarihini Bektaşilik tarikatından ayrı olarak yazmak mümkün değildir. Bu iki kurum etle tırnak gibidir.
Evet, şehri fethetmeye teşebbüs eden Osman Gazi'nin ömrü buna yetmeyince fetih, oğlu Orhan Gazi'ye müyesser olmuştur. Bilindiği gibi devlet geleneğimizde fetihle birlikte üç iş hemen yapılır: Cuma namazı için bir kilise camiye çevrilir, kadı/üst yönetici tayin edilir, pazar kurulur.
İslam medeniyetini oluşturan şehirlerin temel özelliğinin dinî atmosferle içiçe olduğunu söylemek zor değildir. Cami kadar çarşı pazar, medrese kadar ziraat ticaret, tekke kadar gaza ruhu İslâmî atmosfer altında oluşmuş ve gelişmiştir.
Toplumların İslam'la tanışması ve buluşmasında gönül erlerinin bir adım önde olmasının sebebi de budur. Onlar "Gönülden gönüle yol vardır" espirisini dikkate alan davetçilerdir. Söylediklerini Allah için söylemişlerdir. Makam mansıp için laf üretmedikleri gibi, şan şöhret için de şahsiyetlerini ayaklar altına almamışlardır. Onlar "büyük cihadın" kahramanlarıdır.
İnsanoğlunun yeryüzünde gerçekleştirdiği en büyük organizasyonun adı olan medeniyet, şehir anlamına gelen Medine ile kardeştir. O da hüküm vermek, yönetmek gibi anlamlar taşıyan din/deyn kökünden türemiştir. Dolayısıyla din ile şehir arasında, şehir ile medeniyet arasında etimolojik olarak da bir akrabalık vardır.
İslam medeniyeti tarihini Mekke-Medine ile başlatmak mümkündür. Bu medeniyetin mimarları bir taraftan Şam, Bağdat, Buhara, Kaşgar yolu ile Doğu'ya, Kahire, Kayravan Kurtuba yolu ile Batı'ya ulaşmışlardır. Diyarbakır, DağistanŞiraz, Sivas ve Konya gibi şehirlerden sonra hicretin 726. yılında (1326) kafileler Bursa'ya ulaşmışlardır. Bir başka ifade ile yedi yüz yıldır bu şehirde Ezan-ı Muhammedî okunuyor.
Aslında hayat bir bütündür. Konuyu anlatırken bazan iktisadî, siyasî, askerî, ictimaî, ahlakî…diye bölümlere ayrılıyorsa da bunların birbirinden tamamen kopuk olması mümkün değildir. Mesela Osmanlılarda iktisadî hayatın merkezinde olan kurumun adı vakıflardır. Vakıfları dinden veya dinî ilkelerden ne kadar ayrı tutabilirsiniz? Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Yeniçeri ordusunun tarihini Bektaşilik tarikatından ayrı olarak yazmak mümkün değildir. Bu iki kurum etle tırnak gibidir.
Evet, şehri fethetmeye teşebbüs eden Osman Gazi'nin ömrü buna yetmeyince fetih, oğlu Orhan Gazi'ye müyesser olmuştur. Bilindiği gibi devlet geleneğimizde fetihle birlikte üç iş hemen yapılır: Cuma namazı için bir kilise camiye çevrilir, kadı/üst yönetici tayin edilir, pazar kurulur.
İslam medeniyetini oluşturan şehirlerin temel özelliğinin dinî atmosferle içiçe olduğunu söylemek zor değildir. Cami kadar çarşı pazar, medrese kadar ziraat ticaret, tekke kadar gaza ruhu İslâmî atmosfer altında oluşmuş ve gelişmiştir.
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 366,00 | 366,00 |
| 2 | 183,00 | 366,00 |
| 3 | 122,00 | 366,00 |
| 4 | 91,50 | 366,00 |
| 5 | 73,20 | 366,00 |
| 6 | 61,00 | 366,00 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.