9786258848090
815001
https://www.kitapova.com/21-yuzyil-sosyolojisi-dijitallesme-iklim-krizi-ve-yeni-toplum-hayali
21. Yüzyıl Sosyolojisi;Dijitalleşme, İklim Krizi ve Yeni Toplum Hayali
883.50
Bir toplumu anlamak, o toplumun neyi sorun ettiğini anlamaktan geçer. 21 yüzyılın insanı
için bu sorunlar artık ekranların ardında kurulan bir hayatla, ısınan ve tükenen bir
gezegenin gerçekliği arasında sıkışmış durumda. Bu kitap, işte bu sıkışmışlığı görmezden
gelmeden, sosyolojinin bugüne dair ne söyleyebileceğini yeniden düşünme çabasından
doğdu. Dijitalleşme, hayatımıza sadece yeni araçlar getirmedi; kim olduğumuzu, kime ait
hissettiğimizi, birbirimizle nasıl bağ kurduğumuzu da değiştirdi. Aynı ekranlar üzerinden
hem yeni topluluklara dahil oluyor hem de daha önce bilmediğimiz biçimlerde
gözetleniyor, sınıflandırılıyor, bazen de dışlanıyoruz. Bu kitap, dijitalleşmenin bu çift yönlü
karakterini -özgürleştirici ve kısıtlayıcı yanlarını bir arada- görmeye çalışıyor. Aynı zamanda,
bu değişimin herkes için aynı hızda ve aynı biçimde yaşanmadığını, dijital dünyanın da
kendi eşitsizliklerini ürettiğini hatırlatıyor.
Bu dönüşümün belki de en sessiz, en az konuşulan yüzü, yalnızlık. Hiç bu kadar bağlantılı
olmadığımız bir çağda, kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. Kitap, bu paradoksu
yalnızca bir bireysel deneyim olarak değil, toplumsal bir olgu olarak ele alıyor; pandemi
sonrasında iyice görünür hale gelen bu yalnızlığın, dijital dostlukların ve yapay zekâ ile
kurulan yeni duygusal bağların, insanın bağlanma ihtiyacını nasıl farklı biçimlerde
karşıladığını -ya da karşılayamadığını- soruyor.
Göç, diaspora, kimlik ve aidiyet, artık yalnızca fiziksel sınırların değil, dijital ağların da
şekillendirdiği konular. İklim adaletsizliği ve gıda güvencesi meselesi, kitapta soyut bir arka
plan değil, olguya dikkat çeken bir husus olarak ele alınırken, insan-doğa ilişkisini yeniden
düşünme çağrısı da kitabın önemli bir ekseni olarak öne çıkıyor.
Yapay zekânın emeği, eğitimi ve toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğü sorusu da kitabın
geleceğe dönük yüzünü oluşturuyor. Dolayısıyla, tüm bu tartışmaları tek bir çatı altında
tutabilmek için, sosyolojiyi psikoloji, antropoloji ve ekolojiyle konuşturan disiplinlerarası
bir bakışa, risk ve kırılganlık üzerine kurulu yeni kavramsal çerçevelere de yer veriyor.
için bu sorunlar artık ekranların ardında kurulan bir hayatla, ısınan ve tükenen bir
gezegenin gerçekliği arasında sıkışmış durumda. Bu kitap, işte bu sıkışmışlığı görmezden
gelmeden, sosyolojinin bugüne dair ne söyleyebileceğini yeniden düşünme çabasından
doğdu. Dijitalleşme, hayatımıza sadece yeni araçlar getirmedi; kim olduğumuzu, kime ait
hissettiğimizi, birbirimizle nasıl bağ kurduğumuzu da değiştirdi. Aynı ekranlar üzerinden
hem yeni topluluklara dahil oluyor hem de daha önce bilmediğimiz biçimlerde
gözetleniyor, sınıflandırılıyor, bazen de dışlanıyoruz. Bu kitap, dijitalleşmenin bu çift yönlü
karakterini -özgürleştirici ve kısıtlayıcı yanlarını bir arada- görmeye çalışıyor. Aynı zamanda,
bu değişimin herkes için aynı hızda ve aynı biçimde yaşanmadığını, dijital dünyanın da
kendi eşitsizliklerini ürettiğini hatırlatıyor.
Bu dönüşümün belki de en sessiz, en az konuşulan yüzü, yalnızlık. Hiç bu kadar bağlantılı
olmadığımız bir çağda, kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. Kitap, bu paradoksu
yalnızca bir bireysel deneyim olarak değil, toplumsal bir olgu olarak ele alıyor; pandemi
sonrasında iyice görünür hale gelen bu yalnızlığın, dijital dostlukların ve yapay zekâ ile
kurulan yeni duygusal bağların, insanın bağlanma ihtiyacını nasıl farklı biçimlerde
karşıladığını -ya da karşılayamadığını- soruyor.
Göç, diaspora, kimlik ve aidiyet, artık yalnızca fiziksel sınırların değil, dijital ağların da
şekillendirdiği konular. İklim adaletsizliği ve gıda güvencesi meselesi, kitapta soyut bir arka
plan değil, olguya dikkat çeken bir husus olarak ele alınırken, insan-doğa ilişkisini yeniden
düşünme çağrısı da kitabın önemli bir ekseni olarak öne çıkıyor.
Yapay zekânın emeği, eğitimi ve toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğü sorusu da kitabın
geleceğe dönük yüzünü oluşturuyor. Dolayısıyla, tüm bu tartışmaları tek bir çatı altında
tutabilmek için, sosyolojiyi psikoloji, antropoloji ve ekolojiyle konuşturan disiplinlerarası
bir bakışa, risk ve kırılganlık üzerine kurulu yeni kavramsal çerçevelere de yer veriyor.
Bir toplumu anlamak, o toplumun neyi sorun ettiğini anlamaktan geçer. 21 yüzyılın insanı
için bu sorunlar artık ekranların ardında kurulan bir hayatla, ısınan ve tükenen bir
gezegenin gerçekliği arasında sıkışmış durumda. Bu kitap, işte bu sıkışmışlığı görmezden
gelmeden, sosyolojinin bugüne dair ne söyleyebileceğini yeniden düşünme çabasından
doğdu. Dijitalleşme, hayatımıza sadece yeni araçlar getirmedi; kim olduğumuzu, kime ait
hissettiğimizi, birbirimizle nasıl bağ kurduğumuzu da değiştirdi. Aynı ekranlar üzerinden
hem yeni topluluklara dahil oluyor hem de daha önce bilmediğimiz biçimlerde
gözetleniyor, sınıflandırılıyor, bazen de dışlanıyoruz. Bu kitap, dijitalleşmenin bu çift yönlü
karakterini -özgürleştirici ve kısıtlayıcı yanlarını bir arada- görmeye çalışıyor. Aynı zamanda,
bu değişimin herkes için aynı hızda ve aynı biçimde yaşanmadığını, dijital dünyanın da
kendi eşitsizliklerini ürettiğini hatırlatıyor.
Bu dönüşümün belki de en sessiz, en az konuşulan yüzü, yalnızlık. Hiç bu kadar bağlantılı
olmadığımız bir çağda, kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. Kitap, bu paradoksu
yalnızca bir bireysel deneyim olarak değil, toplumsal bir olgu olarak ele alıyor; pandemi
sonrasında iyice görünür hale gelen bu yalnızlığın, dijital dostlukların ve yapay zekâ ile
kurulan yeni duygusal bağların, insanın bağlanma ihtiyacını nasıl farklı biçimlerde
karşıladığını -ya da karşılayamadığını- soruyor.
Göç, diaspora, kimlik ve aidiyet, artık yalnızca fiziksel sınırların değil, dijital ağların da
şekillendirdiği konular. İklim adaletsizliği ve gıda güvencesi meselesi, kitapta soyut bir arka
plan değil, olguya dikkat çeken bir husus olarak ele alınırken, insan-doğa ilişkisini yeniden
düşünme çağrısı da kitabın önemli bir ekseni olarak öne çıkıyor.
Yapay zekânın emeği, eğitimi ve toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğü sorusu da kitabın
geleceğe dönük yüzünü oluşturuyor. Dolayısıyla, tüm bu tartışmaları tek bir çatı altında
tutabilmek için, sosyolojiyi psikoloji, antropoloji ve ekolojiyle konuşturan disiplinlerarası
bir bakışa, risk ve kırılganlık üzerine kurulu yeni kavramsal çerçevelere de yer veriyor.
için bu sorunlar artık ekranların ardında kurulan bir hayatla, ısınan ve tükenen bir
gezegenin gerçekliği arasında sıkışmış durumda. Bu kitap, işte bu sıkışmışlığı görmezden
gelmeden, sosyolojinin bugüne dair ne söyleyebileceğini yeniden düşünme çabasından
doğdu. Dijitalleşme, hayatımıza sadece yeni araçlar getirmedi; kim olduğumuzu, kime ait
hissettiğimizi, birbirimizle nasıl bağ kurduğumuzu da değiştirdi. Aynı ekranlar üzerinden
hem yeni topluluklara dahil oluyor hem de daha önce bilmediğimiz biçimlerde
gözetleniyor, sınıflandırılıyor, bazen de dışlanıyoruz. Bu kitap, dijitalleşmenin bu çift yönlü
karakterini -özgürleştirici ve kısıtlayıcı yanlarını bir arada- görmeye çalışıyor. Aynı zamanda,
bu değişimin herkes için aynı hızda ve aynı biçimde yaşanmadığını, dijital dünyanın da
kendi eşitsizliklerini ürettiğini hatırlatıyor.
Bu dönüşümün belki de en sessiz, en az konuşulan yüzü, yalnızlık. Hiç bu kadar bağlantılı
olmadığımız bir çağda, kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. Kitap, bu paradoksu
yalnızca bir bireysel deneyim olarak değil, toplumsal bir olgu olarak ele alıyor; pandemi
sonrasında iyice görünür hale gelen bu yalnızlığın, dijital dostlukların ve yapay zekâ ile
kurulan yeni duygusal bağların, insanın bağlanma ihtiyacını nasıl farklı biçimlerde
karşıladığını -ya da karşılayamadığını- soruyor.
Göç, diaspora, kimlik ve aidiyet, artık yalnızca fiziksel sınırların değil, dijital ağların da
şekillendirdiği konular. İklim adaletsizliği ve gıda güvencesi meselesi, kitapta soyut bir arka
plan değil, olguya dikkat çeken bir husus olarak ele alınırken, insan-doğa ilişkisini yeniden
düşünme çağrısı da kitabın önemli bir ekseni olarak öne çıkıyor.
Yapay zekânın emeği, eğitimi ve toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğü sorusu da kitabın
geleceğe dönük yüzünü oluşturuyor. Dolayısıyla, tüm bu tartışmaları tek bir çatı altında
tutabilmek için, sosyolojiyi psikoloji, antropoloji ve ekolojiyle konuşturan disiplinlerarası
bir bakışa, risk ve kırılganlık üzerine kurulu yeni kavramsal çerçevelere de yer veriyor.
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 883,50 | 883,50 |
| 2 | 441,75 | 883,50 |
| 3 | 294,50 | 883,50 |
| 4 | 220,88 | 883,50 |
| 5 | 176,70 | 883,50 |
| 6 | 147,25 | 883,50 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.