9786052931608
819169
https://www.kitapova.com/yikintilar-arasinda-yukselen-uygarliklar-mezopotamya
Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlıklar – Mezopotamya
350.00
Sümerler, Akadlar, Asurlular, Babilliler, Medler ve daha sayısız nice halklar… Tapınaklarda, kentlerde,
kabartmalarda, seramiklerde ve toprağın altından fışkıran arkaik zaman kalıntılarında yeniden hayat
bulan bir eşsiz coğrafya! Kültürün, inancın, sanatın, mimarinin ve toplumsal yaşamın en eski, en
büyülü hikayeleriyle hala capcanlı, hala direngen, hala sırlarla dolu o zarif kadim dünya! Fırat ve
Dicle'nin hayat verdiği ilk şehirlerin, ilk dirilişlerin ilk yıkımların uçsuz bucaksız toprakları, yeryüzünün
atan kalbi o büyük Mezopotamya!
Krallar, ordular, saraylar bir yana, küllerin altından yeniden doğrulan halklar bir yana. Toprağını terk
etmeyen, üzümden şarabını, buğdaydan hülyalarını, incirden zamanı büken ölümsüz aşklarını
damıtan köylülerin; taşlara kendi yüzünü, çağlara kendi biçimini veren ilk insanların, ilk toplumların
anayurdu…
"Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlık" bize aslında bunları anlatıyor. Alışılmışın dışında, büyütülüp
dondurulmuş tarih, iktidarlar, savaşlar, kahramanlar, hanedanlar, devletler küçülüyor; gelenekler,
ritüeller, ortak emek, mimari güzellik, insani dayanışma, kültürel süreklilik büyüyor ve zihnimizin tüm
dokusunu kaplıyor. Bir başka hikâye anlatıyor bize Eylül İmuk. Sözü en doğru yerde genişleyip hacim
kazanıyor. Bir şiirin dizeleri gibi ilerliyor, "Göbekli" ve "Kör" sandığımız "Tepeler"den başlayıp,
yeryüzünün en kadim kentleri, boyun eğmemiş en asi dağları dolanıp yeryüzünün en güzel yaşam
biçiminin hüküm sürdüğü, ortak ve toplumsal direncin kök saldığı topraklara yenilenmiş olarak
dönüyor. Yıkık dökük eski kalıntılar değil elimize tutuşturduğu, zamanı ve her şeyi anlamanın
anahtarıdır bize sunduğu.
kabartmalarda, seramiklerde ve toprağın altından fışkıran arkaik zaman kalıntılarında yeniden hayat
bulan bir eşsiz coğrafya! Kültürün, inancın, sanatın, mimarinin ve toplumsal yaşamın en eski, en
büyülü hikayeleriyle hala capcanlı, hala direngen, hala sırlarla dolu o zarif kadim dünya! Fırat ve
Dicle'nin hayat verdiği ilk şehirlerin, ilk dirilişlerin ilk yıkımların uçsuz bucaksız toprakları, yeryüzünün
atan kalbi o büyük Mezopotamya!
Krallar, ordular, saraylar bir yana, küllerin altından yeniden doğrulan halklar bir yana. Toprağını terk
etmeyen, üzümden şarabını, buğdaydan hülyalarını, incirden zamanı büken ölümsüz aşklarını
damıtan köylülerin; taşlara kendi yüzünü, çağlara kendi biçimini veren ilk insanların, ilk toplumların
anayurdu…
"Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlık" bize aslında bunları anlatıyor. Alışılmışın dışında, büyütülüp
dondurulmuş tarih, iktidarlar, savaşlar, kahramanlar, hanedanlar, devletler küçülüyor; gelenekler,
ritüeller, ortak emek, mimari güzellik, insani dayanışma, kültürel süreklilik büyüyor ve zihnimizin tüm
dokusunu kaplıyor. Bir başka hikâye anlatıyor bize Eylül İmuk. Sözü en doğru yerde genişleyip hacim
kazanıyor. Bir şiirin dizeleri gibi ilerliyor, "Göbekli" ve "Kör" sandığımız "Tepeler"den başlayıp,
yeryüzünün en kadim kentleri, boyun eğmemiş en asi dağları dolanıp yeryüzünün en güzel yaşam
biçiminin hüküm sürdüğü, ortak ve toplumsal direncin kök saldığı topraklara yenilenmiş olarak
dönüyor. Yıkık dökük eski kalıntılar değil elimize tutuşturduğu, zamanı ve her şeyi anlamanın
anahtarıdır bize sunduğu.
Sümerler, Akadlar, Asurlular, Babilliler, Medler ve daha sayısız nice halklar… Tapınaklarda, kentlerde,
kabartmalarda, seramiklerde ve toprağın altından fışkıran arkaik zaman kalıntılarında yeniden hayat
bulan bir eşsiz coğrafya! Kültürün, inancın, sanatın, mimarinin ve toplumsal yaşamın en eski, en
büyülü hikayeleriyle hala capcanlı, hala direngen, hala sırlarla dolu o zarif kadim dünya! Fırat ve
Dicle'nin hayat verdiği ilk şehirlerin, ilk dirilişlerin ilk yıkımların uçsuz bucaksız toprakları, yeryüzünün
atan kalbi o büyük Mezopotamya!
Krallar, ordular, saraylar bir yana, küllerin altından yeniden doğrulan halklar bir yana. Toprağını terk
etmeyen, üzümden şarabını, buğdaydan hülyalarını, incirden zamanı büken ölümsüz aşklarını
damıtan köylülerin; taşlara kendi yüzünü, çağlara kendi biçimini veren ilk insanların, ilk toplumların
anayurdu…
"Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlık" bize aslında bunları anlatıyor. Alışılmışın dışında, büyütülüp
dondurulmuş tarih, iktidarlar, savaşlar, kahramanlar, hanedanlar, devletler küçülüyor; gelenekler,
ritüeller, ortak emek, mimari güzellik, insani dayanışma, kültürel süreklilik büyüyor ve zihnimizin tüm
dokusunu kaplıyor. Bir başka hikâye anlatıyor bize Eylül İmuk. Sözü en doğru yerde genişleyip hacim
kazanıyor. Bir şiirin dizeleri gibi ilerliyor, "Göbekli" ve "Kör" sandığımız "Tepeler"den başlayıp,
yeryüzünün en kadim kentleri, boyun eğmemiş en asi dağları dolanıp yeryüzünün en güzel yaşam
biçiminin hüküm sürdüğü, ortak ve toplumsal direncin kök saldığı topraklara yenilenmiş olarak
dönüyor. Yıkık dökük eski kalıntılar değil elimize tutuşturduğu, zamanı ve her şeyi anlamanın
anahtarıdır bize sunduğu.
kabartmalarda, seramiklerde ve toprağın altından fışkıran arkaik zaman kalıntılarında yeniden hayat
bulan bir eşsiz coğrafya! Kültürün, inancın, sanatın, mimarinin ve toplumsal yaşamın en eski, en
büyülü hikayeleriyle hala capcanlı, hala direngen, hala sırlarla dolu o zarif kadim dünya! Fırat ve
Dicle'nin hayat verdiği ilk şehirlerin, ilk dirilişlerin ilk yıkımların uçsuz bucaksız toprakları, yeryüzünün
atan kalbi o büyük Mezopotamya!
Krallar, ordular, saraylar bir yana, küllerin altından yeniden doğrulan halklar bir yana. Toprağını terk
etmeyen, üzümden şarabını, buğdaydan hülyalarını, incirden zamanı büken ölümsüz aşklarını
damıtan köylülerin; taşlara kendi yüzünü, çağlara kendi biçimini veren ilk insanların, ilk toplumların
anayurdu…
"Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlık" bize aslında bunları anlatıyor. Alışılmışın dışında, büyütülüp
dondurulmuş tarih, iktidarlar, savaşlar, kahramanlar, hanedanlar, devletler küçülüyor; gelenekler,
ritüeller, ortak emek, mimari güzellik, insani dayanışma, kültürel süreklilik büyüyor ve zihnimizin tüm
dokusunu kaplıyor. Bir başka hikâye anlatıyor bize Eylül İmuk. Sözü en doğru yerde genişleyip hacim
kazanıyor. Bir şiirin dizeleri gibi ilerliyor, "Göbekli" ve "Kör" sandığımız "Tepeler"den başlayıp,
yeryüzünün en kadim kentleri, boyun eğmemiş en asi dağları dolanıp yeryüzünün en güzel yaşam
biçiminin hüküm sürdüğü, ortak ve toplumsal direncin kök saldığı topraklara yenilenmiş olarak
dönüyor. Yıkık dökük eski kalıntılar değil elimize tutuşturduğu, zamanı ve her şeyi anlamanın
anahtarıdır bize sunduğu.
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 350,00 | 350,00 |
| 2 | 175,00 | 350,00 |
| 3 | 116,67 | 350,00 |
| 4 | 87,50 | 350,00 |
| 5 | 70,00 | 350,00 |
| 6 | 58,33 | 350,00 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.