Eski Zaman Çocukları

Stok Kodu:
9786255791801
Boyut:
135-195-
Sayfa Sayısı:
334
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026-10
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
Kitap Kağıdı
Dili:
Türkçe
%34 indirimli
400,00
264,00
Havale/EFT ile: 224,40
9786255791801
819826
Eski Zaman Çocukları
Eski Zaman Çocukları
264.00
Bir zamanlar adı sanı tüm şehre yayılmış olan usta dedem, bundan iki yıl önce – ben altıncı sınıftayken – vefat etmişti. Babaannem bana ne zaman kızsa hep dedemi anardı: "Hepsi o rahmetli dedenin yüzünden! Arkanda dura dura seni iyice şımarttı, şimdi cefasını biz çekiyoruz!" der dururdu işte. Hâlbuki dünyada dedemden iyi insan yoktu. Hele o atölyesi... Amma da çok alet edevat vardı! İstediğimi alır oynardım. "Baban rende tutmayı bilmez, bu işe hiç ilgi de duymadı; bari sen öğren!" derdi dedem. Bense aptal kafamla onun yanına sokulup zanaat öğreneceğime, önüme gelen her yere çivi çakıp dururdum. Dedem başını sallayıp çivileri kerpetenle sökerdi. Annem beni atölyeden "Hemen içeri girip dersini çalış!" diye çağırırdı. Dedem babama, "Olacak çocuk çocukluğundan belli olur; bunun okumaya hiç meyli yok, Nasir, bırak da bari bir zanaat öğrensin," derdi. Babam ise "Zanaat kaçmıyor ya, önce okusun!" diye karşılık verirdi. Babaannem birden lafa atılırdı: "Sizin gibi elinde keserle tahta rendeleyip ömrü başkalarının evlerinde mi geçsin? Benim yavrum bilim insanı olacak!"
Ben içimden kıs kıs gülerdim; "Hah, demek bilim insanı olacakmışım!" Dedemin bembeyaz, göz kapaklarının üzerine dökülen uzun kaşları çatılırdı: "Küçüklükten zanaata ısınsın diyorum, sonra geç olur, serserilik yapmaya alışır..." Dedem bir öfkelendi mi ortalıkta kimse kalmazdı, herkesi azarlardı. Hatta bir defasında laf yetiştiren babaanneme bir tekme savurup onu sedirin altına fırlattığını görmüştüm. Babam sesini çıkarmasa da annem ateşe su serper gibi bir iki laf etmeye yeltenirdi ama dedem: "Ne haliniz varsa görün!" diyerek öfkeyle meydana çıkıp giderdi. Bu sırada her şeyi karıştırıp evdekileri birbirine düşüren bendeniz, çoktan sokağa tüymüş olurdum.
Bir zamanlar adı sanı tüm şehre yayılmış olan usta dedem, bundan iki yıl önce – ben altıncı sınıftayken – vefat etmişti. Babaannem bana ne zaman kızsa hep dedemi anardı: "Hepsi o rahmetli dedenin yüzünden! Arkanda dura dura seni iyice şımarttı, şimdi cefasını biz çekiyoruz!" der dururdu işte. Hâlbuki dünyada dedemden iyi insan yoktu. Hele o atölyesi... Amma da çok alet edevat vardı! İstediğimi alır oynardım. "Baban rende tutmayı bilmez, bu işe hiç ilgi de duymadı; bari sen öğren!" derdi dedem. Bense aptal kafamla onun yanına sokulup zanaat öğreneceğime, önüme gelen her yere çivi çakıp dururdum. Dedem başını sallayıp çivileri kerpetenle sökerdi. Annem beni atölyeden "Hemen içeri girip dersini çalış!" diye çağırırdı. Dedem babama, "Olacak çocuk çocukluğundan belli olur; bunun okumaya hiç meyli yok, Nasir, bırak da bari bir zanaat öğrensin," derdi. Babam ise "Zanaat kaçmıyor ya, önce okusun!" diye karşılık verirdi. Babaannem birden lafa atılırdı: "Sizin gibi elinde keserle tahta rendeleyip ömrü başkalarının evlerinde mi geçsin? Benim yavrum bilim insanı olacak!"
Ben içimden kıs kıs gülerdim; "Hah, demek bilim insanı olacakmışım!" Dedemin bembeyaz, göz kapaklarının üzerine dökülen uzun kaşları çatılırdı: "Küçüklükten zanaata ısınsın diyorum, sonra geç olur, serserilik yapmaya alışır..." Dedem bir öfkelendi mi ortalıkta kimse kalmazdı, herkesi azarlardı. Hatta bir defasında laf yetiştiren babaanneme bir tekme savurup onu sedirin altına fırlattığını görmüştüm. Babam sesini çıkarmasa da annem ateşe su serper gibi bir iki laf etmeye yeltenirdi ama dedem: "Ne haliniz varsa görün!" diyerek öfkeyle meydana çıkıp giderdi. Bu sırada her şeyi karıştırıp evdekileri birbirine düşüren bendeniz, çoktan sokağa tüymüş olurdum.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat