2770000059039
794236
https://www.kitapova.com/cins-dergisi-sayi-131-agustos-2026-insan-hep-vaktinden-once-olur
Cins Dergisi Sayı: 131 (Ağustos 2026) ;İnsan Hep Vaktinden Önce Ölür
90.00
İNSAN HEP VAKTİNDEN ÖNCE ÖLÜR
İnsan hep vaktinden önce ölür. Faniliğin yasası kesindir: İnsan hep yarım kalır. Vaktin doluşuyla beraber, söylenmeyenler, söylenemeyenler, ertelenenler, kapağı hiç açılmamış sayfalar, bütün “vakitler” sona erer.
Ölüm, “vakitsizlikten” şikâyeti sona erdirir. Kızlar, annelerini ölümlerinden sonra tanırlar, oğullar babalarını… Ölümden önce herkes biraz daha az tanınır, biraz gizlidir herkes bir başkasında.
İş vardır, okul vardır, akşam eve dönme çabası vardır. Mağazalar vardır, vergiler vardır, müdürler vardır, kışlar vardır, gökyüzü arada bir güzeldir ama ona bakmaya “vakit yoktur”. İnsan, sadece bütün bunların, bu hengamenin içinde, şimdi ve sonranın arasında bazı şeylerin yerini değiştirir. Hiçbir şeyi tam edemez. Bu da faniliğin yasasıdır.
Yine de birini en çok öldükten sonra anlarız. Onun yapıp ettiklerini, yapamadıklarını, aslında söyleyip de bizim anlamadığımız şeyleri; onun gidişinin ardından anlarız. Ölüm, gidenin kalanla “ilk defa tanışmasıdır”, kusursuz bir merhabadır bu. Yine de hiçbir şey değişmez: İnsan hep vaktinden önce ölür.
*
Ölümü bir kenara bırakmak mümkün olmasa da, Cins olarak Türk yayıncılığını merkeze taşımak istedik. Neden yaptık bunu, kolayımıza geldiği için mi? Hayır, merak ettiğimiz şeyler vardı da ondan. “Kim bu kitap yapanlar?”, “Türkiye gerçekten okumuyor mu?”, “Bir kitabın arkasında kimler var?”…
Türk yayıncılığının önemli isimlerine gittik ve dedik ki: “Vaziyet Nedir?” Onlar da anlatmaya başladılar. Yayıncılığın imkânlarını, katalog tutarlılığını, bir yayınevinin kanon teklif edip edemeyeceğini, nitelikli okurun kim olduğunu ve dışarıda bu işlerin nasıl yapıldığını…
Enis Batur, Furkan Çalışkan, Mustafa Kirenci ve Mustafa Küpüşoğlu ile aslında onlarca yıldır üzerine düşündüğümüz, yazılar yazdığımız, fikirlerimizi beyan ettiğimiz “yayıncılık tartışmalarını” konuştuk. “Yeni bir şey var mı?” Bizce var ve her söylenen şeyde yeni bir şey olduğuna inananlardan olduğumuzu daha önce belirtmiştik.
Ve elbette: İnsan hep vaktinden önce…
İNSAN HEP VAKTİNDEN ÖNCE ÖLÜR
İnsan hep vaktinden önce ölür. Faniliğin yasası kesindir: İnsan hep yarım kalır. Vaktin doluşuyla beraber, söylenmeyenler, söylenemeyenler, ertelenenler, kapağı hiç açılmamış sayfalar, bütün “vakitler” sona erer.
Ölüm, “vakitsizlikten” şikâyeti sona erdirir. Kızlar, annelerini ölümlerinden sonra tanırlar, oğullar babalarını… Ölümden önce herkes biraz daha az tanınır, biraz gizlidir herkes bir başkasında.
İş vardır, okul vardır, akşam eve dönme çabası vardır. Mağazalar vardır, vergiler vardır, müdürler vardır, kışlar vardır, gökyüzü arada bir güzeldir ama ona bakmaya “vakit yoktur”. İnsan, sadece bütün bunların, bu hengamenin içinde, şimdi ve sonranın arasında bazı şeylerin yerini değiştirir. Hiçbir şeyi tam edemez. Bu da faniliğin yasasıdır.
Yine de birini en çok öldükten sonra anlarız. Onun yapıp ettiklerini, yapamadıklarını, aslında söyleyip de bizim anlamadığımız şeyleri; onun gidişinin ardından anlarız. Ölüm, gidenin kalanla “ilk defa tanışmasıdır”, kusursuz bir merhabadır bu. Yine de hiçbir şey değişmez: İnsan hep vaktinden önce ölür.
*
Ölümü bir kenara bırakmak mümkün olmasa da, Cins olarak Türk yayıncılığını merkeze taşımak istedik. Neden yaptık bunu, kolayımıza geldiği için mi? Hayır, merak ettiğimiz şeyler vardı da ondan. “Kim bu kitap yapanlar?”, “Türkiye gerçekten okumuyor mu?”, “Bir kitabın arkasında kimler var?”…
Türk yayıncılığının önemli isimlerine gittik ve dedik ki: “Vaziyet Nedir?” Onlar da anlatmaya başladılar. Yayıncılığın imkânlarını, katalog tutarlılığını, bir yayınevinin kanon teklif edip edemeyeceğini, nitelikli okurun kim olduğunu ve dışarıda bu işlerin nasıl yapıldığını…
Enis Batur, Furkan Çalışkan, Mustafa Kirenci ve Mustafa Küpüşoğlu ile aslında onlarca yıldır üzerine düşündüğümüz, yazılar yazdığımız, fikirlerimizi beyan ettiğimiz “yayıncılık tartışmalarını” konuştuk. “Yeni bir şey var mı?” Bizce var ve her söylenen şeyde yeni bir şey olduğuna inananlardan olduğumuzu daha önce belirtmiştik.
Ve elbette: İnsan hep vaktinden önce…
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.