9786253643898
790844
https://www.kitapova.com/ankara-tozlu-yollar-uskup-ten-bir-goc-hikayesi
Ankara; Tozlu Yollar;Üsküp’ten Bir Göç Hikâyesi
190.00
Bu çalışmada, erken Cumhuriyet yıllarında taşra niteliği baskın bir yerleşimden siyasal, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla çağdaş bir başkente dönüşen Ankara'nın serüveni ele alınırken bu dönüşümün ardında yatan esas dinamiğin Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'in kurucu iradesi olduğu vurgulanmaktadır. Ankara'nın mekânsal ve toplumsal dönüşümü, yalnızca bir şehircilik hamlesi değil aynı zamanda yeni bir devletin, yeni bir yurttaşlık anlayışının ve modern bir ulus kimliğinin inşa sürecidir. Bu bağlamda Ankara; Cumhuriyet'in somutlaşmış bir ideali, siyasal ve kültürel tahayyülünün sahnesi olarak okunmaktadır.
Anlatı, bu büyük dönüşümü yalnızca karar alıcılar ve kurucu kadrolar üzerinden değil aynı zamanda bu sürecin taşıyıcısı olan sıradan insanların deneyimleri üzerinden görünür kılmayı amaçlamaktadır. Serbest muhacir Kemal Akyol örneği, Rumeli'nin farklı coğrafyalarından koparak Anadolu'ya yönelen insanların ortak kaderini temsil eden simgesel bir figür olarak ele alınmıştır. Bu figür üzerinden; zorunlu göçün yarattığı kayıplar, geride bırakılan yurtlara duyulan derin aidiyet duygusu, belirsizlikle örülü umutlar ve hayatta kalma iradesiyle şekillenen direnç biçimleri analiz edilmektedir.
Rumeli muhacirlerinin Ankara'da ve genç Cumhuriyet'in diğer merkezlerinde kurdukları yeni yaşamlar, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil aynı zamanda kimliğin, belleğin ve aidiyetin yeniden inşası anlamına gelmektedir. Bu insanlar, yaşadıkları travmalara rağmen Cumhuriyet'in sunduğu eşit yurttaşlık vaadi etrafında yeni bir toplumsal sözleşmeye dâhil olmuş; modernleşme sürecinin edilgen unsurları değil bizzat kurucu özneleri hâline gelmişlerdir. Böylece Ankara'nın dönüşümü ile muhacirlerin bireysel hikâyeleri iç içe geçmekte; kişisel acılar ve kolektif idealler, Cumhuriyet'in toplumsal dokusunu oluşturan temel bileşenler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yönüyle çalışma, erken Cumhuriyet tarihini yalnızca politik ve kurumsal gelişmeler ekseninde değil insani deneyimler, duygular ve hafıza üzerinden de okumayı hedeflemekte; Ankara'yı, kayıplar üzerinden filizlenen umutların ve yeniden kurulan bir geleceğin simgesel mekânı olarak konumlandırmaktadır.
Bu çalışmada, erken Cumhuriyet yıllarında taşra niteliği baskın bir yerleşimden siyasal, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla çağdaş bir başkente dönüşen Ankara'nın serüveni ele alınırken bu dönüşümün ardında yatan esas dinamiğin Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'in kurucu iradesi olduğu vurgulanmaktadır. Ankara'nın mekânsal ve toplumsal dönüşümü, yalnızca bir şehircilik hamlesi değil aynı zamanda yeni bir devletin, yeni bir yurttaşlık anlayışının ve modern bir ulus kimliğinin inşa sürecidir. Bu bağlamda Ankara; Cumhuriyet'in somutlaşmış bir ideali, siyasal ve kültürel tahayyülünün sahnesi olarak okunmaktadır.
Anlatı, bu büyük dönüşümü yalnızca karar alıcılar ve kurucu kadrolar üzerinden değil aynı zamanda bu sürecin taşıyıcısı olan sıradan insanların deneyimleri üzerinden görünür kılmayı amaçlamaktadır. Serbest muhacir Kemal Akyol örneği, Rumeli'nin farklı coğrafyalarından koparak Anadolu'ya yönelen insanların ortak kaderini temsil eden simgesel bir figür olarak ele alınmıştır. Bu figür üzerinden; zorunlu göçün yarattığı kayıplar, geride bırakılan yurtlara duyulan derin aidiyet duygusu, belirsizlikle örülü umutlar ve hayatta kalma iradesiyle şekillenen direnç biçimleri analiz edilmektedir.
Rumeli muhacirlerinin Ankara'da ve genç Cumhuriyet'in diğer merkezlerinde kurdukları yeni yaşamlar, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil aynı zamanda kimliğin, belleğin ve aidiyetin yeniden inşası anlamına gelmektedir. Bu insanlar, yaşadıkları travmalara rağmen Cumhuriyet'in sunduğu eşit yurttaşlık vaadi etrafında yeni bir toplumsal sözleşmeye dâhil olmuş; modernleşme sürecinin edilgen unsurları değil bizzat kurucu özneleri hâline gelmişlerdir. Böylece Ankara'nın dönüşümü ile muhacirlerin bireysel hikâyeleri iç içe geçmekte; kişisel acılar ve kolektif idealler, Cumhuriyet'in toplumsal dokusunu oluşturan temel bileşenler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yönüyle çalışma, erken Cumhuriyet tarihini yalnızca politik ve kurumsal gelişmeler ekseninde değil insani deneyimler, duygular ve hafıza üzerinden de okumayı hedeflemekte; Ankara'yı, kayıplar üzerinden filizlenen umutların ve yeniden kurulan bir geleceğin simgesel mekânı olarak konumlandırmaktadır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.