Ulysses;Okuma Anahtarları ve Ulysses Sözlüğü İlavesiyle

Stok Kodu:
9786051913766
Boyut:
145-210-
Sayfa Sayısı:
1084
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026-08-13
Çeviren:
Mücahit Özden Hun
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
Kitap Kağıdı
Dili:
Türkçe
%24 indirimli
1.050,00
798,00
9786051913766
797689
Ulysses;Okuma Anahtarları ve Ulysses Sözlüğü İlavesiyle
Ulysses;Okuma Anahtarları ve Ulysses Sözlüğü İlavesiyle
798.00
James Joyce'un Ulysses'i, yalnızca okunmayı bekleyen bir roman değil, okuruyla birlikte yeniden kurulan büyük bir anlam dünyasıdır. Joyce, Dublin'de geçen tek bir günün içine insanlık tarihinin, Batı edebiyatının, dinlerin, mitolojilerin, siyasal mücadelelerin, gündelik hayatın ve insan zihninin yüzyıllara yayılan belleğini yerleştirmiştir. Bir şehrin sokaklarından insan bilincinin en mahrem bölgelerine, bir kahvaltı masasından Homeros'un destanlarına, bir gazete ilanından Shakespeare'e, bir şarkı kırıntısından İrlanda tarihine uzanan bu roman, edebiyatın sınırlarını değiştiren temel eserlerden biri olmuştur. Bu çeviriyi, eserin 2 Şubat 1922'de Paris'te Shakespeare and Company tarafından yayımlanan ilk baskısını esas alarak hazırladım. Ulysses'in güçlüğü yalnızca uzun cümlelerinden, alışılmadık kelimelerinden veya bilinç akışı tekniğinden doğmaz. Asıl güçlük, Joyce'un hemen her sözcüğe birden fazla anlam ve çağrışım yüklemesindedir. Metinde sıradan görünen bir ad, Dublin'deki küçük bir sokağa, unutulmuş bir tiyatro oyuncusuna, eski bir şarkıya, tarihî bir olaya ya da başka bir epizotta yeniden karşımıza çıkacak önemli bir bağlantıya açılabilir. Bir cümle aynı anda Homeros'a, Shakespeare'e, Kitab-ı Mukaddes'e, Katolik ayinine, İrlanda siyasetine ve sokak argosuna seslenebilir. Joyce bazen bir sözü doğru biçimiyle aktarır, bazen bilerek bozar, bazen yanlış hatırlayan bir karakterin zihninden geçirir, bazen de iki veya üç ayrı kelimeyi birleştirerek daha önce hiçbir dilde bulunmayan yeni bir sözcük üretir. Bu yüzden Joyce'un bilinç akışı, ilk bakışta öyle görünse bile, gelişigüzel bir çağrışımlar yığını değildir. Zihnin bir görüntüden ötekine geçişi; ses, koku, renk, kelime benzerliği, kişisel hatıra, suçluluk, arzu, korku ve tarihsel bellek aracılığıyla gerçekleşir. Bloom'un, Stephen'ın ve Molly'nin düşünceleri yalnızca kendi hayatlarını anlatmaz; onların zihinlerinden mitolojik kahramanlar, din adamları, hükümdarlar, savaşlar, filozoflar, besteciler, şairler, tıp terimleri, hukuk kuralları, astronomi bilgileri, reklam sloganları, halk şarkıları ve Dublin dedikoduları da geçer. En eğitimli okurun bile bütün bu kişi, olay, eser ve kavramlara aşina olması beklenemez. Bir klasik filoloğun Dublin'in 1904 yılındaki sokak hayatını; bir İrlanda tarihçisinin bütün Katolik ayinlerini, tıp terimlerini ve müzik göndermelerini; bir Shakespeare uzmanının Yahudi mistisizmini, at yarışı dünyasını, popüler gazete ilanlarını ve dönemin sokak argosunu aynı ölçüde bilmesi mümkün değildir. Ulysses'te tanımadığımız bir adın, çözemediğimiz bir söz oyununun ya da anlamlandıramadığımız bir göndermenin önünde durmamız okurun yetersizliğinden değil, romanın olağanüstü genişliğinden kaynaklanır. Çeviri sırasında karşımdaki temel mesele, İngilizce sözcüklerin yerine Türkçe sözcükler koymaktan ibaret değildi. Joyce'un kurduğu çağrışım ağını, ses oyunlarını, biçim değişikliklerini, yüksek ve bayağı dil arasındaki ani geçişleri Türkçede yeniden kurmak gerekiyordu. Metni bütünüyle sadeleştirmek, Joyce'un bilinçli olarak yarattığı pürüzleri ortadan kaldırmak ve bütün bölümleri aynı rahat Türkçeyle anlatmak, romanın asli yapısını yok etmek olurdu. Bu nedenle çeviride, anlaşılabilir bir Türkçe kurmaya çalışırken Joyce'un tuhaflığını, beklenmedik sözdizimini, dilsel cesaretini ve bölümler arasındaki büyük üslup farklılıklarını korumayı amaçladım. Çünkü Ulysses'te her bölüm yalnızca yeni bir olay değil, yeni bir anlatım biçimidir. “Sirenler” müzik gibi ilerler; sözler, sesler ve ritimler birbirine karışır. “Tepegöz” kaba meyhane anlatısıyla destan, hukuk, gazete ve kutsal metin parodileri arasında gidip gelir. “Güneşin Sığırları”nda İngiliz düzyazısının tarihsel gelişimi, doğum ve dilin doğuşu çevresinde taklit ve parodi edilir. “Kirke” bir tiyatro metnine, halüsinasyona ve bilinçdışı sahnesine dönüşür. “Eumaios” bilerek yorgun, dolambaçlı, klişeli ve yer yer beceriksiz bir düzyazıyla yazılmıştır. “İthaka” insan duygularını soru, cevap, ölçü, katalog, matematik ve ilmihal diliyle anlatır. “Penelope” ise geleneksel noktalama işaretlerini neredeyse bütünüyle terk eden sekiz büyük bilinç akışı cümlesinden oluşur. Çeviride bu sesleri tek bir anlatıcı sesine indirgemek yerine, her bölümün kendine özgü ritmini ve dilsel kişiliğini korumaya çalıştım. Joyce'un 1922 tarihli ilk baskısında roman I, II ve III olarak üç ana kısma ayrılmıştır; bugün yaygın biçimde kullanılan Homeros kökenli on sekiz epizot adı basılı metinde başlık olarak yer almaz. Okurun eserin yapısını daha kolay izlemesi için bu baskıda söz konusu epizot adları başlıklara eklenmiş, kitabın sonundaki ULYSSES SÖZLÜĞÜ ise romanın bir parçası değil, ayrı bir ek olarak düzenlenmiştir. Okurun bu çok değişken yapıya hazırlıksız girmemesi için on sekiz epizodun her birinin başına “Okuma Anahtarı” başlıklı kısa bir giriş ekledim. Bu bölümler, epizotun özeti veya kesin yorumu değildir. Okura ne düşünmesi gerektiğini söylemek, Joyce'un çok anlamlı metnini tek bir açıklamaya indirgemek ya da romanı daha okunmadan çözülmüş bir bilmeceye dönüştürmek amacıyla yazılmamıştır. “Okuma Anahtarı”nda epizodun temel mekânı, Homeros'taki karşılığı, başlıca kişiler, anlatım tekniği, öne çıkan temalar ve dikkat edilmesi gereken biçimsel özellikler kısaca tanıtılmıştır. Böylece okur, “Sirenler”i neden müzik gibi dinlemesi, “Güneşin Sığırları”ndaki arkaik ve değişken dili neden bir çeviri kusuru olarak görmemesi, “Eumaios”un dolambaçlı anlatımının niçin bilinçli olduğunu veya “Penelope”de neden noktalama işareti bulunmadığını daha başlangıçta görebilecektir. Anahtar, kapıyı açar; fakat okurun içeride hangi yolu izleyeceğini belirlemez. Bu girişlerin Joyce'un metniyle karışmaması için “Okuma Anahtarı” bölümleri görsel olarak da ana metinden ayrılmıştır. Açık gri zemin, burada konuşan sesin Joyce'a değil, çevirmenin okura sunduğu kısa yönlendirmeye ait olduğunu göstermektedir. Okur, bu bölümleri okuyarak epizoda hazırlanabileceği gibi, doğrudan Joyce'un metnine geçmeyi de tercih edebilir. Çünkü bu açıklamalar romanın yerine geçmek için değil, romanın kapısında okura eşlik etmek için hazırlanmıştır. Bu baskıda toplam 3.159 dipnot bulunmaktadır. Dipnotlar kitap boyunca 1'den 3158'e kadar kesintisiz biçimde ilerlemektedir. Bu sayı ilk bakışta yüksek görünebilir; ancak Ulysses'in göndermelerle örülü yapısı düşünüldüğünde dipnotların her biri belirli bir açıklama ihtiyacına cevap vermektedir. Dipnotlarda mitolojik kişiler, tarihsel olaylar, edebî eserler, dinî ayinler, Latince ve Yunanca ifadeler, İrlanda tarihinin önemli adları, Dublin'in yerel mekânları, popüler şarkılar, hukuk ve tıp terimleri, kelime oyunları ve Joyce'un bilerek bozduğu alıntılar açıklanmıştır. Dipnotların amacı bilgiyi sergilemek veya romanın her cümlesine tek bir anlam dayatmak değildir. Bazı göndermeler açıklanmadığında yalnızca küçük bir bilgi eksik kalmaz; cümlenin ironisi, kelime oyunu, duygusal ağırlığı veya başka bir epizotla kurduğu bağlantı da kaybolabilir. Bu nedenle dipnotları, metnin üzerinde hüküm kuran açıklamalar olarak değil, gerektiğinde karanlıkta kısa süreliğine yakılan küçük ışıklar olarak düşündüm. Bununla birlikte okur, her dipnota bakmak zorunda değildir. Ulysses önce kendi ritmi içinde okunabilir; dipnotlara yalnızca merak edildiğinde veya anlamın bütünüyle kapandığı noktalarda başvurulabilir. Bazı okurlar önce bölümü kesintisiz okuyup daha sonra dipnotlarla yeniden dönmeyi; bazıları ise açıklamaları metinle birlikte izlemeyi tercih edecektir. Her iki okuma biçimi de mümkündür. Dipnotlar romanın akışına kurulmuş engeller değil, okurun ihtiyaç duyduğunda tutunabileceği destek noktalarıdır. Kitabın sonuna eklenen ULYSSES SÖZLÜĞÜ de aynı anlayışın devamıdır. Her epizot çevrilirken ayrı ayrı tutulan sözlük kayıtları daha sonra tek bir bütün hâlinde birleştirilmiş, tekrarlar ve açıklama değeri düşük maddeler ayıklanmış, aynı kelimenin farklı bağlamlardaki anlamları karşılaştırılmış ve bütün maddeler alfabetik sıraya konulmuştur. Nihai sözlükte 5.703 madde başı bulunmaktadır. Bu sayı yalnızca 5.703 yalın İngilizce kelime anlamına gelmez. Sözlükte kişiler, yerler, tarihsel olaylar, kitaplar, şiirler, operalar, şarkılar, mitolojik varlıklar, dinî formüller, tıp ve hukuk terimleri, argo ifadeler, yabancı dilde sözler, Joyce'un türettiği birleşik kelimeler ve roman boyunca özel anlam kazanan gündelik sözcükler de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma, sıradan bir İngilizce–Türkçe kelime listesi değil, doğrudan Ulysses'in dünyasına göre hazırlanmış bağlamsal bir başvuru kitabıdır. Dipnot ile sözlük birbirinin tekrarı değildir. Dipnot, bir sözün geçtiği yerdeki özel anlamı ve o andaki çağrışımı açıklar. Sözlük ise okura aynı kişi, yer, kavram veya sözcüğe daha sonra yeniden ulaşma imkânı verir. Böylece okur, metin içinde kaybolduğunu düşündüğü bir adı kitabın sonundaki alfabetik düzende kolayca bulabilir; farklı bölümlerde yeniden karşısına çıkan bir kavramın roman içindeki anlamını hatırlayabilir. Bu yönüyle ULYSSES SÖZLÜĞÜ, romanı okurken veya yeniden incelerken kullanılabilecek kapsamlı bir el kitabı ve yol arkadaşıdır. Sözlükteki İngilizce madde başlarının telaffuzları da Türk okuru düşünülerek hazırlanmıştır. Telaffuzlar, uzmanlık gerektiren Uluslararası Fonetik Alfabe işaretleriyle değil, Türkçe harflerle ve Türkçeye en yakın yaklaşık sesletim biçimiyle, parantez içinde ve italik olarak verilmiştir. Türkçede İngilizcedeki her sesin bire bir karşılığı bulunmadığından bu gösterimler bilimsel fonetik yazım iddiası taşımaz; amaç, okurun bir kişi adını, yer adını veya İngilizce ifadeyi bütünüyle sessiz geçmek zorunda kalmadan, özgün söyleyişe olabildiğince yaklaşarak okuyabilmesidir. Böylece sözlük yalnızca anlamı açıklayan değil, kelimenin sesine de yaklaşmayı sağlayan bir kılavuz hâline gelmiştir.
James Joyce'un Ulysses'i, yalnızca okunmayı bekleyen bir roman değil, okuruyla birlikte yeniden kurulan büyük bir anlam dünyasıdır. Joyce, Dublin'de geçen tek bir günün içine insanlık tarihinin, Batı edebiyatının, dinlerin, mitolojilerin, siyasal mücadelelerin, gündelik hayatın ve insan zihninin yüzyıllara yayılan belleğini yerleştirmiştir. Bir şehrin sokaklarından insan bilincinin en mahrem bölgelerine, bir kahvaltı masasından Homeros'un destanlarına, bir gazete ilanından Shakespeare'e, bir şarkı kırıntısından İrlanda tarihine uzanan bu roman, edebiyatın sınırlarını değiştiren temel eserlerden biri olmuştur. Bu çeviriyi, eserin 2 Şubat 1922'de Paris'te Shakespeare and Company tarafından yayımlanan ilk baskısını esas alarak hazırladım. Ulysses'in güçlüğü yalnızca uzun cümlelerinden, alışılmadık kelimelerinden veya bilinç akışı tekniğinden doğmaz. Asıl güçlük, Joyce'un hemen her sözcüğe birden fazla anlam ve çağrışım yüklemesindedir. Metinde sıradan görünen bir ad, Dublin'deki küçük bir sokağa, unutulmuş bir tiyatro oyuncusuna, eski bir şarkıya, tarihî bir olaya ya da başka bir epizotta yeniden karşımıza çıkacak önemli bir bağlantıya açılabilir. Bir cümle aynı anda Homeros'a, Shakespeare'e, Kitab-ı Mukaddes'e, Katolik ayinine, İrlanda siyasetine ve sokak argosuna seslenebilir. Joyce bazen bir sözü doğru biçimiyle aktarır, bazen bilerek bozar, bazen yanlış hatırlayan bir karakterin zihninden geçirir, bazen de iki veya üç ayrı kelimeyi birleştirerek daha önce hiçbir dilde bulunmayan yeni bir sözcük üretir. Bu yüzden Joyce'un bilinç akışı, ilk bakışta öyle görünse bile, gelişigüzel bir çağrışımlar yığını değildir. Zihnin bir görüntüden ötekine geçişi; ses, koku, renk, kelime benzerliği, kişisel hatıra, suçluluk, arzu, korku ve tarihsel bellek aracılığıyla gerçekleşir. Bloom'un, Stephen'ın ve Molly'nin düşünceleri yalnızca kendi hayatlarını anlatmaz; onların zihinlerinden mitolojik kahramanlar, din adamları, hükümdarlar, savaşlar, filozoflar, besteciler, şairler, tıp terimleri, hukuk kuralları, astronomi bilgileri, reklam sloganları, halk şarkıları ve Dublin dedikoduları da geçer. En eğitimli okurun bile bütün bu kişi, olay, eser ve kavramlara aşina olması beklenemez. Bir klasik filoloğun Dublin'in 1904 yılındaki sokak hayatını; bir İrlanda tarihçisinin bütün Katolik ayinlerini, tıp terimlerini ve müzik göndermelerini; bir Shakespeare uzmanının Yahudi mistisizmini, at yarışı dünyasını, popüler gazete ilanlarını ve dönemin sokak argosunu aynı ölçüde bilmesi mümkün değildir. Ulysses'te tanımadığımız bir adın, çözemediğimiz bir söz oyununun ya da anlamlandıramadığımız bir göndermenin önünde durmamız okurun yetersizliğinden değil, romanın olağanüstü genişliğinden kaynaklanır. Çeviri sırasında karşımdaki temel mesele, İngilizce sözcüklerin yerine Türkçe sözcükler koymaktan ibaret değildi. Joyce'un kurduğu çağrışım ağını, ses oyunlarını, biçim değişikliklerini, yüksek ve bayağı dil arasındaki ani geçişleri Türkçede yeniden kurmak gerekiyordu. Metni bütünüyle sadeleştirmek, Joyce'un bilinçli olarak yarattığı pürüzleri ortadan kaldırmak ve bütün bölümleri aynı rahat Türkçeyle anlatmak, romanın asli yapısını yok etmek olurdu. Bu nedenle çeviride, anlaşılabilir bir Türkçe kurmaya çalışırken Joyce'un tuhaflığını, beklenmedik sözdizimini, dilsel cesaretini ve bölümler arasındaki büyük üslup farklılıklarını korumayı amaçladım. Çünkü Ulysses'te her bölüm yalnızca yeni bir olay değil, yeni bir anlatım biçimidir. “Sirenler” müzik gibi ilerler; sözler, sesler ve ritimler birbirine karışır. “Tepegöz” kaba meyhane anlatısıyla destan, hukuk, gazete ve kutsal metin parodileri arasında gidip gelir. “Güneşin Sığırları”nda İngiliz düzyazısının tarihsel gelişimi, doğum ve dilin doğuşu çevresinde taklit ve parodi edilir. “Kirke” bir tiyatro metnine, halüsinasyona ve bilinçdışı sahnesine dönüşür. “Eumaios” bilerek yorgun, dolambaçlı, klişeli ve yer yer beceriksiz bir düzyazıyla yazılmıştır. “İthaka” insan duygularını soru, cevap, ölçü, katalog, matematik ve ilmihal diliyle anlatır. “Penelope” ise geleneksel noktalama işaretlerini neredeyse bütünüyle terk eden sekiz büyük bilinç akışı cümlesinden oluşur. Çeviride bu sesleri tek bir anlatıcı sesine indirgemek yerine, her bölümün kendine özgü ritmini ve dilsel kişiliğini korumaya çalıştım. Joyce'un 1922 tarihli ilk baskısında roman I, II ve III olarak üç ana kısma ayrılmıştır; bugün yaygın biçimde kullanılan Homeros kökenli on sekiz epizot adı basılı metinde başlık olarak yer almaz. Okurun eserin yapısını daha kolay izlemesi için bu baskıda söz konusu epizot adları başlıklara eklenmiş, kitabın sonundaki ULYSSES SÖZLÜĞÜ ise romanın bir parçası değil, ayrı bir ek olarak düzenlenmiştir. Okurun bu çok değişken yapıya hazırlıksız girmemesi için on sekiz epizodun her birinin başına “Okuma Anahtarı” başlıklı kısa bir giriş ekledim. Bu bölümler, epizotun özeti veya kesin yorumu değildir. Okura ne düşünmesi gerektiğini söylemek, Joyce'un çok anlamlı metnini tek bir açıklamaya indirgemek ya da romanı daha okunmadan çözülmüş bir bilmeceye dönüştürmek amacıyla yazılmamıştır. “Okuma Anahtarı”nda epizodun temel mekânı, Homeros'taki karşılığı, başlıca kişiler, anlatım tekniği, öne çıkan temalar ve dikkat edilmesi gereken biçimsel özellikler kısaca tanıtılmıştır. Böylece okur, “Sirenler”i neden müzik gibi dinlemesi, “Güneşin Sığırları”ndaki arkaik ve değişken dili neden bir çeviri kusuru olarak görmemesi, “Eumaios”un dolambaçlı anlatımının niçin bilinçli olduğunu veya “Penelope”de neden noktalama işareti bulunmadığını daha başlangıçta görebilecektir. Anahtar, kapıyı açar; fakat okurun içeride hangi yolu izleyeceğini belirlemez. Bu girişlerin Joyce'un metniyle karışmaması için “Okuma Anahtarı” bölümleri görsel olarak da ana metinden ayrılmıştır. Açık gri zemin, burada konuşan sesin Joyce'a değil, çevirmenin okura sunduğu kısa yönlendirmeye ait olduğunu göstermektedir. Okur, bu bölümleri okuyarak epizoda hazırlanabileceği gibi, doğrudan Joyce'un metnine geçmeyi de tercih edebilir. Çünkü bu açıklamalar romanın yerine geçmek için değil, romanın kapısında okura eşlik etmek için hazırlanmıştır. Bu baskıda toplam 3.159 dipnot bulunmaktadır. Dipnotlar kitap boyunca 1'den 3158'e kadar kesintisiz biçimde ilerlemektedir. Bu sayı ilk bakışta yüksek görünebilir; ancak Ulysses'in göndermelerle örülü yapısı düşünüldüğünde dipnotların her biri belirli bir açıklama ihtiyacına cevap vermektedir. Dipnotlarda mitolojik kişiler, tarihsel olaylar, edebî eserler, dinî ayinler, Latince ve Yunanca ifadeler, İrlanda tarihinin önemli adları, Dublin'in yerel mekânları, popüler şarkılar, hukuk ve tıp terimleri, kelime oyunları ve Joyce'un bilerek bozduğu alıntılar açıklanmıştır. Dipnotların amacı bilgiyi sergilemek veya romanın her cümlesine tek bir anlam dayatmak değildir. Bazı göndermeler açıklanmadığında yalnızca küçük bir bilgi eksik kalmaz; cümlenin ironisi, kelime oyunu, duygusal ağırlığı veya başka bir epizotla kurduğu bağlantı da kaybolabilir. Bu nedenle dipnotları, metnin üzerinde hüküm kuran açıklamalar olarak değil, gerektiğinde karanlıkta kısa süreliğine yakılan küçük ışıklar olarak düşündüm. Bununla birlikte okur, her dipnota bakmak zorunda değildir. Ulysses önce kendi ritmi içinde okunabilir; dipnotlara yalnızca merak edildiğinde veya anlamın bütünüyle kapandığı noktalarda başvurulabilir. Bazı okurlar önce bölümü kesintisiz okuyup daha sonra dipnotlarla yeniden dönmeyi; bazıları ise açıklamaları metinle birlikte izlemeyi tercih edecektir. Her iki okuma biçimi de mümkündür. Dipnotlar romanın akışına kurulmuş engeller değil, okurun ihtiyaç duyduğunda tutunabileceği destek noktalarıdır. Kitabın sonuna eklenen ULYSSES SÖZLÜĞÜ de aynı anlayışın devamıdır. Her epizot çevrilirken ayrı ayrı tutulan sözlük kayıtları daha sonra tek bir bütün hâlinde birleştirilmiş, tekrarlar ve açıklama değeri düşük maddeler ayıklanmış, aynı kelimenin farklı bağlamlardaki anlamları karşılaştırılmış ve bütün maddeler alfabetik sıraya konulmuştur. Nihai sözlükte 5.703 madde başı bulunmaktadır. Bu sayı yalnızca 5.703 yalın İngilizce kelime anlamına gelmez. Sözlükte kişiler, yerler, tarihsel olaylar, kitaplar, şiirler, operalar, şarkılar, mitolojik varlıklar, dinî formüller, tıp ve hukuk terimleri, argo ifadeler, yabancı dilde sözler, Joyce'un türettiği birleşik kelimeler ve roman boyunca özel anlam kazanan gündelik sözcükler de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma, sıradan bir İngilizce–Türkçe kelime listesi değil, doğrudan Ulysses'in dünyasına göre hazırlanmış bağlamsal bir başvuru kitabıdır. Dipnot ile sözlük birbirinin tekrarı değildir. Dipnot, bir sözün geçtiği yerdeki özel anlamı ve o andaki çağrışımı açıklar. Sözlük ise okura aynı kişi, yer, kavram veya sözcüğe daha sonra yeniden ulaşma imkânı verir. Böylece okur, metin içinde kaybolduğunu düşündüğü bir adı kitabın sonundaki alfabetik düzende kolayca bulabilir; farklı bölümlerde yeniden karşısına çıkan bir kavramın roman içindeki anlamını hatırlayabilir. Bu yönüyle ULYSSES SÖZLÜĞÜ, romanı okurken veya yeniden incelerken kullanılabilecek kapsamlı bir el kitabı ve yol arkadaşıdır. Sözlükteki İngilizce madde başlarının telaffuzları da Türk okuru düşünülerek hazırlanmıştır. Telaffuzlar, uzmanlık gerektiren Uluslararası Fonetik Alfabe işaretleriyle değil, Türkçe harflerle ve Türkçeye en yakın yaklaşık sesletim biçimiyle, parantez içinde ve italik olarak verilmiştir. Türkçede İngilizcedeki her sesin bire bir karşılığı bulunmadığından bu gösterimler bilimsel fonetik yazım iddiası taşımaz; amaç, okurun bir kişi adını, yer adını veya İngilizce ifadeyi bütünüyle sessiz geçmek zorunda kalmadan, özgün söyleyişe olabildiğince yaklaşarak okuyabilmesidir. Böylece sözlük yalnızca anlamı açıklayan değil, kelimenin sesine de yaklaşmayı sağlayan bir kılavuz hâline gelmiştir.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat