9786259357720
705722
https://www.kitapova.com/ayasofya-kronos-un-mabedi-hristiyanligin-en-gorkemli-kilisesinin-pagan-kokenleri
Ayasofya: Kronos’un Mabedi;Hristiyanlığın En Görkemli Kilisesinin Pagan Kökenleri
539.00
Ayasofya'yı gördüğünü sanıyorsun.
Kitabı bir açıyorsun… ve birden fark ediyorsun: Asıl hikâye gözünün önünde; kimse sana
nereye bakacağını söylememiş.
Peter Mark Adams sana “Ayasofya ne kadar güzel” demiyor. Güzelliğin arkasındaki
düşünceyi gösteriyor: onun sende bıraktığı duyguyu, milim milim kurulan deneyimi. Işık
nereden giriyor, içeride nasıl kırılıyor; ses nerede büyüyor, taş nerede yankıyı taşıyor;
kubbe neden böyle… Sayfa sayfa küçük ayrıntıları birleştiriyor. Ve sen fark etmeden o
ayrıntıların peşine düşüyorsun. Bir noktada, aklına tek bir cümle yerleşiyor: Bu yapı
yalnızca bir bina değil; bir ritüel.
İşin en ürpertici yanı şu: Bu hikâye “rahat” bir zamanda geçmiyor. Jüstinyen devri…
gözetim… ihbar… korku. İnsanlar yalnız konuşmaktan değil, inanıyor olmaktan bile
korkuyor. Baskı büyüdükçe söz yeraltına iniyor: satır arası, ima, ince alay, şifre…
Metinler yakılıyor. Heykeller saklanıyor.
Peki ya Ayasofya?
Adams tam da buradan giriyor. Basit bir soruyla: Eğer sözler sansürleniyorsa, bir bina ne
anlatabilir? Ve seni Ayasofya'nın gövdesine gömülü işaretlerin peşine takıyor. Kubbede.
Boşlukta. Pencerelerde. Işığın izlediği yolda. Sesin kaybolduğu, sonra geri döndüğü
yerlerde… Sanki yapı kendi dilini kurmuş. Sanki burada ışık ve ses yalnızca estetik değil;
bir tür anlatı, bir tür iz bırakma biçimi.
Bazı zamanlarda “doğru” söylenmez; inşa edilir. Bir duvarın içinden geçirilir. Bir açıklığın
yönüne saklanır. Bir yankının süresine yerleştirilir. Bu kitap, Ayasofya'nın böyle bir şeye
dönüşmüş olabileceğini fısıldıyor: suskunluk çağında, taşın içine gömülmüş bir başkaldırı.
Okudukça şunu hissediyorsun: Bizans'ın en sert zorbalık zamanlarında bile “içten teslim
olmamak” mümkün. Konuşamıyorlarsa tasarlayabilirler. Işıkla, sesle, taşla… Ayasofya'nın
içine, kimsenin kolay kolay söküp atamayacağı şeyleri.
Kitabı bitirdiğinde büyük bir açıklama bekleme. Adams sana kesin bir “cevap” vermiyor;
daha tehlikeli bir şey yapıyor: Gözünü eğitiyor. Kulaklarını açıyor.
Bir daha içine girdiğinde, aynı mekân olmayacak. Çünkü artık biliyorsun.
Bazı sırlar yazılarda değil, taşın içinde saklanır.
Turgut Tiftik
Ayasofya'yı gördüğünü sanıyorsun.
Kitabı bir açıyorsun… ve birden fark ediyorsun: Asıl hikâye gözünün önünde; kimse sana
nereye bakacağını söylememiş.
Peter Mark Adams sana “Ayasofya ne kadar güzel” demiyor. Güzelliğin arkasındaki
düşünceyi gösteriyor: onun sende bıraktığı duyguyu, milim milim kurulan deneyimi. Işık
nereden giriyor, içeride nasıl kırılıyor; ses nerede büyüyor, taş nerede yankıyı taşıyor;
kubbe neden böyle… Sayfa sayfa küçük ayrıntıları birleştiriyor. Ve sen fark etmeden o
ayrıntıların peşine düşüyorsun. Bir noktada, aklına tek bir cümle yerleşiyor: Bu yapı
yalnızca bir bina değil; bir ritüel.
İşin en ürpertici yanı şu: Bu hikâye “rahat” bir zamanda geçmiyor. Jüstinyen devri…
gözetim… ihbar… korku. İnsanlar yalnız konuşmaktan değil, inanıyor olmaktan bile
korkuyor. Baskı büyüdükçe söz yeraltına iniyor: satır arası, ima, ince alay, şifre…
Metinler yakılıyor. Heykeller saklanıyor.
Peki ya Ayasofya?
Adams tam da buradan giriyor. Basit bir soruyla: Eğer sözler sansürleniyorsa, bir bina ne
anlatabilir? Ve seni Ayasofya'nın gövdesine gömülü işaretlerin peşine takıyor. Kubbede.
Boşlukta. Pencerelerde. Işığın izlediği yolda. Sesin kaybolduğu, sonra geri döndüğü
yerlerde… Sanki yapı kendi dilini kurmuş. Sanki burada ışık ve ses yalnızca estetik değil;
bir tür anlatı, bir tür iz bırakma biçimi.
Bazı zamanlarda “doğru” söylenmez; inşa edilir. Bir duvarın içinden geçirilir. Bir açıklığın
yönüne saklanır. Bir yankının süresine yerleştirilir. Bu kitap, Ayasofya'nın böyle bir şeye
dönüşmüş olabileceğini fısıldıyor: suskunluk çağında, taşın içine gömülmüş bir başkaldırı.
Okudukça şunu hissediyorsun: Bizans'ın en sert zorbalık zamanlarında bile “içten teslim
olmamak” mümkün. Konuşamıyorlarsa tasarlayabilirler. Işıkla, sesle, taşla… Ayasofya'nın
içine, kimsenin kolay kolay söküp atamayacağı şeyleri.
Kitabı bitirdiğinde büyük bir açıklama bekleme. Adams sana kesin bir “cevap” vermiyor;
daha tehlikeli bir şey yapıyor: Gözünü eğitiyor. Kulaklarını açıyor.
Bir daha içine girdiğinde, aynı mekân olmayacak. Çünkü artık biliyorsun.
Bazı sırlar yazılarda değil, taşın içinde saklanır.
Turgut Tiftik
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 539,00 | 539,00 |
| 2 | 269,50 | 539,00 |
| 3 | 179,67 | 539,00 |
| 4 | 134,75 | 539,00 |
| 5 | 107,80 | 539,00 |
| 6 | 89,83 | 539,00 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.